Umran Mart 2015 Çıktı!

                                               BATI NE İSTİYOR?                                                                              SEKÜLER KİBİR, İSLAMLÂŞMA KORKUSU VE GÜNÜMÜZE YANSIMALARI

      Türkiye’de ve başka ülkelerde çok çeşitli sorunlarla yüz yüze olduğumuz bir gerçek. Bir yandan ahlaki sorunlar diğer yandan siyasi ve sosyal sorunlar ister istemez gündemin ilk sırlarında yer alıyor. Bir toplumun kendi özünü değiştirmediği sürece Allah’ın o toplumu değiştirmeyeceğine dair hükmü doğruluyor aslında yaşadıklarımız. Bu sayımızda bunların farkında olarak dünyada olup bitenlere daha bütünlüklü olarak bakmayı denedik. Bilindiği üzere İslâm âlemindeki sömürgecilik faaliyetlerinin yol açtığı yıkımlarla birlikte İslâm’ın ve Müslümanların Batı’ya ait olup olmadığı sorusu gündeme geldi. 1990’lardan özellikle de 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında Avrupalı düşünürler Müslümanların Batı’ya “entegre” olmadığı olgusundan yakınmak maksadıyla sıklıkla söz alır oldu. Şüphesiz Avrupa ve Batı’yla İslâm arasındaki mücadele bir dinin başka bir din ile mücadelesi değil. Belki Medeniyetler Çatışması savunucularının değindiği gibi medeniyetler arası mücadele hiç değil! Büyük oranda çatışma, Büyük oranda çatışma, medeniyetin İslâm ile geçmişe dayanan kavgasından kaynaklanır.

      11 Eylül ile Batı, Müslüman ve Batılı kamuoyunu etkileme şeklinde iki temel hedef belirlemiştir. Birincisi, bununla Siyonist Batı bir tezat yaparak ılımlı İslâm anlayışının tervici için radikal İslâm’ı öcüleştirmek, tabir caizse Müslümanları “ölümle korkutup sıtmaya razı etmek” istemiştir. İkincisi Batı, bununla Batılı kamuoyunu İslâm dünyasına karşı birleştirmeyi hedeflemiştir. Burada bir öcü siyasası olarak İslâmofobi, tarihi boyunca pozitif bir birleşme zemini bulamayan Batı için birleştirici bir güç işlevi görmektedir. Son aylarda Türkiye kamuoyunda yaşanan tartışmalar da aslında bundan çok uzak değil.

     Diğer taraftan İslâmofobi, Batı içindeki derin ekonomik ve kültürel çelişkilerin bir ürünü olduğundan Batı’nın İslâm dünyasına karşı tutumunda evcilleştirme ile öcüleştirme el ele gitmektedir. Batı içindeki Amerika/Avrupa bölünmeleri, İslâmofobiyi besleyen ana gerilimlerden biridir. 2000’li yılların ortalarından itibaren bu Avrupa triumvira’sının liderleri, Avrupa’da entegrasyonun sona erdiğini, Müslümanlarla çatışmanın başlayacağını resmen ilan etmişlerdi! Hatta belki Vietnam sonrasında Müslüman ülkelere yönelen çatışma ve işgaller aslında tüm “Batı” için geçerli bir “Haçlı Savaşı” girişimi olarak değerlendirilebilir. Batı’nın Türkiye üzerinden İslâm âlemine yönelik uzun dönemli planlamalarında vurgu daha çok modernleşme yönündedir. İslâm dünyasının bir lidere ihtiyacı olduğu görüşü, radikal İslâmî hareketlerin panzehiri olduğu vurgusuyla birleştirilerek Batı’nın Türkiye’yi görevlendirdiği algısı yaratılsa da Türkiye’nin bir şekilde denklemin en büyük aktörü olduğu gerçeğini hissettirmektedir. Arap Baharı süreci ve Osmanlı geçmişi bu dönemin güçlü yönlendiricileri olarak belirmiştir.

 

 

      Bilhassa Charlie Hebdo saldırısından sonra “cihadizmin” etkili bir şekilde kınanmasını içerecek bir tür teolojik reform talep edenler aslında kökleri asırlar öncesine uzanan tartışmaların yeniden alevlenmesine, daha hafif bir deyimle hatırlanmasına vesile oldu. Batılılar hümanist seslerini yükselttiklerinde, her inancın müntesiplerinden birtakım büyük günahların sadır olacağını unutur. Bu yüzden bir taraftan soyut bir insan eşitliği vurgusu yaparken, diğer taraftan insanlığın bir kısmı insanlığının kalan kısmının öğretmenine dönüştürür. Sanki, iki asır önceki Napolyon’un “uygarlık öğretmeni” sıfatıyla Madrid’den Şam’a, Moskova’dan İskenderiye’ye kadar ulaşan kültürel haçlı seferine özlem duyarak Müslümanları sorguya çekerler.

      Aslında seküler müstağnilik, İslâm’ı dolayısıyla Müslümanların imanlarını sorun olarak görürken içinde bulunduğumuz modern kapitalist toplumun aşkınlıklarını tartışmaya açmayı aklının ucundan bile geçirmez. Bu çerçevede iki güncel hususu; liberal toplumların piyasa ve “ifade özgürlüğü” denen şeyin kutsal olduğuna ve mutlak bir nitelikte olduğuna inanmalarını anabiliriz. Bunlara göre İslâm ve Arap dünyasında İslâm bir tepki aracına dönüşerek, toplumlarının ilerlemesinin önünde engel olmuştur. Aslında bunun altında yatan Müslümanların düşünce ve hayat tarzının neden Batılılar gibi olmadığı sorgusudur. Bu, çokça zikredilen farklılığa, yerel, geleneksel ve İslâmî olana tahammül edemeyen tahakkümcü bir sestir. İslâm’a bakıştaki “genelleme”, “önyargı”, “korku” başka bir şekilde açıklanamaz. Batılılar, kimlik ve şiddeti konu edinen çalışmalarında Avrupa’daki yabancı düşmanlığı konusunda hiç bir şey söylemez. Hatta Türkler, Araplar ve Müslümanlar hakkında sıkça genellemeler yaparken, “Batılılar” herhangi bir genellemeye konu edilmez.

      İnsan

 

 

Umran

kelimesi, bir rivayete göre nisyan, bir rivayete göre ünsiyet  kelimesinden gelir. Ünsiyet, tek candan türediğinin bilincinde olan insanın hemcinslerine ısınması demektir. Rabbine ve nefsine yabancılaşan Batılı insanda ünsiyet yerini hemcinslerine yabancılaşma ve havfe bırakır. Allah’tan layıkıyla korkmayan herkesten korkar, Batılı insan, korkularla kuşatılmış hâle gelir.

       Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle

                                                                                                            

 

 

 

 


  • Sayı: 303
  • Sayı: 302
  • Sayı: 301
  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292