28 Şubat Davası’nın Seyri Yargı Süreci, Müslüman Rehaveti ve Adalet

 

28Şubat 1997’deki postmodern darbe bir anlamda atanmışlar ve seçilmişler meselesiydi.
Resmi kimliğin ‘kurucu güçleri olan ‘asker ve sivil bürokrasi’ uzun sayılabilecek bir zaman
zarfında kendine ait bir ‘sermaye’ sınıfı oluşturmayı başarmıştı. Ardından bu üçlünün desteğiyle
‘aydınlar’, ‘üniversiteler’ ve ‘medya’ resmi kimliği topluma dayattı. Darbe Türkiye’nin siyasi hayatından
ekonomisine, hukukundan eğitimine ve ahlaki ilkelerine varana kadar tüm alanlarda hâkim
olacak değerler sisteminin kavgası için yapılmıştır. Cumhuriyet’in kuruluşu ile resmi ideoloji haline
gelen batıcı zihniyet İslâmi değerleri hedef aldı. Batı karşısında düşülen acziyeti aşmak için geliştirilen
benzeme politikası neticesinde çizilen kimlik oldukça otoriter bir tarzda topluma sunulmaya,
dayatılmaya çalışıldı.
Darbe İslâmi hareketliliği sekteye uğrattı. Gelişen, kat edilen mesafe İslâmi yükseliş için savrulmaya
maruz kaldı. Buna bağlı olarak imanın en önemli gereği olan hareket, aksiyon (cihat)
ruhuna darbe indirdi ki, bu İslâmi camia açısından önemli bir darbedir. Bu savrulma üzerinden
16 yıl geçti, hâlâ toparlanılmış değil. Çok yönlü bir operasyon olan bu darbe sürecinde en büyük
operasyon İslâmi kimliğin bir gereği olan başörtüsüne karşı sürdürüldü. Yasaklar milyonlarca insanı
elele tutuşturdu, protestolar, mitingler, eylemler, direniş sürdü, Ankara’ya yürüyüşler gerçekleşti,
dilekçeler verildi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi. Leyla Şahin Davası vardı. BM’ye
gidildi. Fakat direniş hiç bitmedi. Sakarya, İzmit’te haftalarca sürdü direniş. Sonraki yıllarda getirilen
aflarla da birçok şeyin telafisini yapmak mümkün olmadı. Aradan geçen zaman insanların hayatlarını
farklı şekillendirmelerine sebep oldu. Ataması yapıldığı halde okulun bahçe kapısından bile içeriye
alınmayan öğretmenler görevlerine başlayamadılar, yüksek lisans eğitimi görenler okullarını yarım
bırakmak zorunda kaldılar, birçoğu da devam ettikleri okuldan mezun bile olamadılar. O dönemde
yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi için açılan davalar yargının yanlı kararları yüzünden olumlu
neticelenmedi.

 

EDİTÖR                                      Aralık 2013, Sayı:232, Sayfa:1

28 Şubat 1997’deki postmodern darbe bir anlamda atanmışlar ve seçilmişler meselesiydi. Resmi kimliğin ‘kurucu güçleri olan ‘asker ve sivil bürokrasi’ uzun sayılabilecek bir zaman zarfında kendine ait bir ‘sermaye’ sınıfı oluşturmayı başarmıştı. Ardından bu üçlünün desteğiyle ‘aydınlar’, ‘üniversiteler’ ve ‘medya’ resmi kimliği topluma dayattı. Darbe Türkiye’nin siyasi hayatından ekonomisine, hukukundan eğitimine ve ahlaki ilkelerine varana kadar tüm alanlarda hâkim olacak değerler sisteminin kavgası için yapılmıştır. Cumhuriyet’in kuruluşu ile resmi ideoloji haline gelen batıcı zihniyet İslâmi değerleri hedef aldı. Batı karşısında düşülen acziyeti aşmak için geliştirilen benzeme politikası neticesinde çizilen kimlik oldukça otoriter bir tarzda topluma sunulmaya, dayatılmaya çalışıldı.

Darbe İslâmi hareketliliği sekteye uğrattı. Gelişen, kat edilen mesafe İslâmi yükseliş için savrulmaya maruz kaldı. Buna bağlı olarak imanın en önemli gereği olan hareket, aksiyon (cihat) ruhuna darbe indirdi ki, bu İslâmi camia açısından önemli bir darbedir. Bu savrulma üzerinden 16 yıl geçti, hâlâ toparlanılmış değil. Çok yönlü bir operasyon olan bu darbe sürecinde en büyük operasyon İslâmi kimliğin bir gereği olan başörtüsüne karşı sürdürüldü. Yasaklar milyonlarca insanı elele tutuşturdu, protestolar, mitingler, eylemler, direniş sürdü, Ankara’ya yürüyüşler gerçekleşti, dilekçeler verildi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi. Leyla Şahin Davası vardı. BM’ye gidildi. Fakat direniş hiç bitmedi. Sakarya, İzmit’te haftalarca sürdü direniş. Sonraki yıllarda getirilen aflarla da birçok şeyin telafisini yapmak mümkün olmadı. Aradan geçen zaman insanların hayatlarını farklı şekillendirmelerine sebep oldu. Ataması yapıldığı halde okulun bahçe kapısından bile içeriye alınmayan öğretmenler görevlerine başlayamadılar, yüksek lisans eğitimi görenler okullarını yarım bırakmak zorunda kaldılar, birçoğu da devam ettikleri okuldan mezun bile olamadılar. O dönemde yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi için açılan davalar yargının yanlı kararları yüzünden olumlu neticelenmedi.

Bu çerçevede 28 Şubat darbecilerinin yargılanması son derece önemlidir. Ama konunun en az bunun kadar önemli olan boyutuna, günümüz Müslüman zihnindeki yaygın hak-hukuk-yasa anlayışına, özetle çevremizde egemen adalet kültürüne de bakmak gerekiyor. Zira kamuoyunda “iddianame çok güçlü, devlet zaten gerekeni yapar, yapacaktır” denilerek davaya gereken ilginin gösterilmediği de bir başka hakikat! Mağdurların bu davaya sahip çıkmaması çok hazin bir durum! Vakıf ve dernekler hakkında kapatma davaları açılmış, bu dernek ve vakıfların temsilcileri şimdi nerede? Suçlamalardan, karalamalardan zarar görenler nerede? Bu nasıl bir duyarsızlıktır anlamak mümkün değil! Oysa iddianamenin tek başına iyi olması yeterli değildir. Mühim olan sadece iddianame değil, Türkiye’nin artık darbelere en ağır şekilde hukuki tepkiyi gösterebilecek bilinç düzeyine ulaşması ve bunu göstermesi gerekiyor. 28 Şubat sürecinden zarar görenlerin bu konudaki sorumluluklarını hatırlamaları ve hesap sormaları tarihi, hayati bir zorunluluktur. İddianame hazırlanmış, hâkimlere teslim edilmiş. Davanın seyrine bakarsak, duruşmalarda yaşananlara bakarsak, kamuoyunda bu davaya verilen tepkilere bakarsak, davanın iyi gitmediği çok net olarak görünüyor. Davayı yakından takip edenler ciddiyetsiz, “adil yargılanma” ilkesine aykırı birçok hareketle karşılaştıklarını ifade ediyorlar. Şu an ki dava, özü itibariyle Batı Çalışma Grubu ile alakalı olan sınırlı bir kesime karşı açılmıştır. Ama 28 Şubat’ın sivil aktörleri diyebileceğimiz, 28 Şubat darbesine iştirak eden, destek veren, sürecin hazırlanmasında tahrikçi, teşvikçi olan, finans sağlayan, medya desteği sağlayan ve her aşamada organize hareket eden, örgütlü olan ve genel olarak aralarında bu darbenin gerçekleşmesine hizmet eden medya, üniversite, STK, Beşli Çeteleri ile ilgili soruşturma devam ediyor. 28 Şubat’ın diğer ayakları nerede? Ceza/fature sadece askere mi kesilcek?! Hukuk açısından baktığımızda iddianameden, soruşturmanın devam ettiğini açıkça anlayabiliyoruz. Yani 28 Şubat operasyonlarının devam edeceğini söyleyebiliriz. Belgeler toplanıyor, bilgiler elde ediliyor. Soruşturma devam ediyor. 28 Şubat darbecilerinin tamamının yargılanması sürecinde bu noktanın iyice anlaşılmasının kritik önemi vardır. Hayatlarında mahkeme salonuna girmemiş birçok mağdur var. Yaşadıkları travmatik olaylar mağdurları davaya müdahil olma noktasında olumsuz olarak etkiliyor. Ancak şunu kesinlikle kabul etmeliyiz ki sanıkların yürüttüğü psikolojik harekât ancak davaya müdahil olunarak, dava takip edilerek kırılabilir.

Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle…


  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289