Garb'ın ve Müstağriblerin İslâm'la İmtihanı

Editör                                                            Kasım 2006, Sayı: 147, Sayfa: 1

Osmanlı coğrafyası, tam ikiyüz yıldır Garb’ın/Avrupa’nın ve müstağrip/Garplılaşmış elitin İslâm’la cebelleşmesine sahne oldu. Zira hem Garplılar hem de içimizdeki ‘yeniçerileri’, Batılılaşma/asrîleşme/modernleşmenin önünde en büyük engel olarak İslâm’ı gördüler. Batılılar İslâm’ı suçladıkça, müstağriplerimiz de onlarla birlik olup İslâm’a yüklendiler; Müslümanlıklarından utandılar ve İslâm’ı tedip etme, hayattan dışlama, nihayet O’ndan kurtulma sevdasına kapıldılar. İslâm’ı temsil eden, O’nu çağrıştıran, dinî görünürlük olarak algılanan ne varsa hepsinden kurtulmak istemelerinin temelinde bu kompleks yatıyordu. II.Mahmut’tan bu yana kılık-kıyafetimize batıl/ı görünüm kazandırma çabasının inatla sürdürülmesi de bu yüzden. Yine bu yüzdendir ki, Tanzimat-Meşrutiyet-Cumhuriyet süreci, giderek artan bir ivmeyle, insanımızın İslâm’dan yalıtılmasını öncelikli hedef haline getirdi. (Bu konu, Düşünce bölümümüzde Ahmet Dağ tarafından derinlemesine irdelendi.)

Tunus’ta başörtülü hanımların sokağa çıkmasının yasaklanması da, bizdeki laikçilerin bu uygulamayı alkışlayarak sunması da, bir rektörün “keşke Anadolu Müslüman olmasaydı” demesi de aynı aşağılık kompleksinin, aynı kendini inkar psikolojisinin ve Batı’dan çok Batılı olma hevesinin ürünü.

Ne ki, Batılıların hep ‘ilerlemeye mani’ ya da ‘gerilik sebebi’ olarak gösterdikleri İslâm’ı, şimdilerde ‘şiddetin/terörün kaynağı’ olarak sunmaları; AB’ye entegre olma çabasındaki Türkiye’ye “İslâm’dan kurtul da gel” mesajına ilaveten, “Ermeni katliamı yaptığını da kabul et” dayatması yapmaları; dahası, karikatür saldırıları, Papa’nın çirkin beyanı, tesettür tartışmaları... ile bilinçaltlarındaki kadîm İslâm düşmanlığını açığa vurmaları, herkesin bir bütün halinde üzerinde düşünmesi gereken tarihi bir kırılmayı ve Batı’nın İslâm’la yaman imtihanını işaret ediyor. Bu gelişme, aslında Batıcı elitlerimizin de İslâm’la yeniden yüzleşmesi ya da imtihanı anlamına geliyor. Umarız bu çetin sınav, Batıcılarımızın çokkültürcü ve özgürlükçü Avrupa hayallerinin derin bir yanılsama olduğunu görmelerine ve İslâm’a her türlü önyargı ve kompleksten uzak bakmalarına vesile olur.

Umran, hem Fransa hem de AB’nin gündemleştirdiği ‘Ermeni Soykırımı’ iddiaları İngiltere, İtalya ve İsveç’teki tesettür tartışmaları ve Hz.Peygamber’i terörle suçlayan Papa’nın Türkiye ziyareti vesilesi ile, Avrupa’nın İslâm algısını, İslâm-fobisini ya da bir başka ifade ile İslâm’la imtihanını kapak konusu yaptı. Mustafa Aydın bu imtihan olgusunu, Dilaver Demirağ Batı’daki İslamfobi’yi, Necmettin Alkan AB’nin Ermeni şartını, D.Mehmet Doğan, Abdurrahman Dilipak ve Mustafa Güçlü sözde Ermeni soykırımı iddialarını, Kerim Buladı da Papa’nın beyanını analiz ediyorlar.

Bu sayımızda ayrıca; Mustafa Miyasoğlu’nun Orhan Pamuk’a Nobel Ödülü verilmesi ile Ermeni soykırım iddiaları arasındaki ilişkiyi sorgulayan yazısına, A.Cemil Ertunç ve Abdullah Yıldız’ın irtica yaygaraları ile Cumhurbaşkanlığı seçimleri arasındaki ilişkiyi irdeleyen tahlillerine, Asım Öz’ün ‘Şiddetin Çocukları’ yazısına ve Yıldırım Canoğlu’nun Siyonizm incelemesinin sonuç bölümüne özellikle dikkat çekmek istiyoruz.

Yeni Umran’larda buluşmak duası ile.

 


  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289