İslâmcılık Fikri

 

Ortadoğu ve Arap yarımadasında birçok ülkede patlak veren olağanüstü hareketlerden bazıları
2011’den itibaren zalim iktidarlarıyla hâkimiyetlerini yürüten ve eski sömürgeci efendilerine
yardım eden kokuşmuş hükümetleri ve iş dünyasının seçkinlerini alaşağı ederek çok kısa sürede
başarılı oldular. Ortadoğu’daki gelişmelerin, henüz kuruculuk vasfı kazanamasa da Müslümanlara
ilişkin bazı tartışmaları yeniden gündeme taşıdığı inkâr olunamaz. Uzun ve yaygın zamansallığı
içinde bazı ülkelerde iktidar mücadeleleri şeklinde, bazı ülkelerde ise henüz direniş safhasında olan
hareketler Türkiye’de şu ya da bu şekilde İslâmcılık tartışmalarını da beraberinde getirdi.
İslâmcılık esas itibarıyla, bir ‘fikri akım’ olma hüviyetindedir. Fikir ‘yeni’dir ve yavaş da olsa
sürekli gelişmektedir. Henüz yaygın biçimde toplumsallaşma aşamasına geçememiştir. Zira ‘düşüncede’
kimi eksikleri vardır. Fakat bu eksiklerini de zaman içerisinde giderme emareleri göstermektedir.
Bırakınız ‘bitme’yi, düşünce okullaştığı zaman İslâmcılık küresel ölçekte bir atılım da yapacaktır.
Türkiye bundan kırk yıl evvel, belki de Müslüman dünyanın en umutsuz vakıasıydı bu hususta.
Çünkü gelişmeler son derece yavaştı. Lakin yetmişli yıllardan sonra, ciddi bir atılım göstermiş, neredeyse
şimdilerde, Müslüman âleminin en umutlu vakıası olma yolunda ilerlemektedir. Elbette bu
son derece hayırlı bir gelişmedir.
Dilin kemiği yok; bu sebeple birileri rahatlıkla “İslâmcılık modern dünyanın ürünüdür” diyerek
işin içinden kolayca sıyrılmaya çalışmaktadır. Oysa İslâmcılar, İslâm’ın bir ‘hayat tarzı’ olduğuna
inanır ve kavram ve kurumlarıyla birlikte ‘özgün’ olduğunda ısrarcıdırlar. Bu yüzden İslâmcılık
düşüncesinin yayın organları, İslâm’ın “emri bil maruf nehyi anil münker” ilkesi doğrultusunda,
toplumsal hayatın her dokusundaki olumsuz davranışlar, fikirler ve çalışmalar karşısında ikazlarda
bulunmuş, bunların İslâmiliği hususunda görüşler beyan etmiştir. Ancak Müslüman Modernistler,
bu noktada ‘bağdaştırmacı’dır. Bu gruba göre, modernite, temel kavramları itibariyle olumlanabilecek
bir düşünce sistematiğidir. Bu nedenle de, örneğin “demokrasi İslâm’la bağdaşır”, “din bilimle
çelişmez” yahut “asıl özgürlük İslâm’dadır.” İslâmcı: “medeniyet İslâm’dır” söylemini kullanırken,
Müslüman Modernist: “İslâm, çağdaş uygarlık ile bağdaşır” söylemini kullanır. Dolayısıyla, bu iki
söylemi telif etmek mümkün değildir. Öte yandan gelenekçilerin modernizme bakışı da farklıdır ve
‘reddiyecidir.’ Gelenekçi için modernizm, kavram ve kurumlarıyla birlikte, ‘türedi’dir ve din, gelenekle
özdeş olduğu için, her türedi kavram veya kurum merduttur.
Bilindiği gibi İslâmcılık “harici”olan bir “duruma” karşı girişilmiş bir “nefsi müdafaa” hali olarak
ortaya çıkmıştı. O nedenle İslâmcılığı var eden şartlar ortadan kalkmadı, ama ciddi bir dönüşümden
geçti. İslâmcılığın bu dönüşen şartlar karşısında yeniden inşa edilmesi gerekliliği inkar olunamaz.
Geçen yıl “İslâmcılığın Dönüşümü” başlığıyla yapılan kongreyi bu bağlamda anmak mümkün. Öte
yandan medyalaştırılan İslâmcılık tartışmasından önce İmam Hatipler üzerinden sürdürülen tartışmanın
bu tartışmaların zeminini hazırladığı da bir başka gerçek. Medyada konu etrafında yapılan
tartışmalarda iki hat oluştu: Medya ofislerinden, konforlu salonlardan sürekli olarak İslâmcılığın
bittiği, bitmese bile kötü ve totaliter bir ideoloji olduğu ifade edildi. Bir başka hat ise İslâmcılığın
zaaflı yanlarına rağmen Müslümanlar için önemli bir imkan olduğunu ifade etti. Özellikle liberalizm
ve kısmen de milliyetçi bir zemin üzerinden yapılan İslâmcılık değerlendirmelerinde belirginleşen
şantaj karşısında ayağa kalkıp, içindeki öfkeyi dışa vurmamak mümkün değil. Bu yüzden İslâmcılık
yeniden düşünülmelidir. Şunu da hemen belirtmek gerekiyor ki; İslâmcılık konusunda medyada
serd edilen kanaatlerin çoğu dikkate alındığında konu hakkındaki tartışmalarda doksanlı yıllara göre
bir gerileme olduğu da dikkatlerden kaçmıyor. Bu durum, İslâmcılığa ilişkin olarak tercüme edilen
kitaplarda da görülmekte. Dergimizin bu sayısında meseleyi analitik olarak ortaya koyan ama aynı
zamanda farklı dönemlere ışık tutan ve İslâmcılık tartışmalarında ortaya çıkan hatları yansıtan yazılara
yer vermeye çalıştık. Konu hakkındaki tartışmaları ele almaya devam edeceğimizi de belirtelim.
Nehri geçerken iman tazeleme dolayısıyla arınma imkânını içinde barındıran İslâmcılık tartışmalarından
ümitvar olunmalıdır.
Dergimizin yeni çıkan sayısını anında okumak isteyenler yahut dergiyi internetten takip etmek
isteyenler için e-dergi abonelik uygulamasını da başlatıyoruz. Cüzi bir ücretin alınacağı ve Umran’ın
o ayki çıkacak sayısının tıpkı basım PDF’inden okunup bilgisayara indirilebileceği e-dergi abonelik’le
ilgili olarak www.umrandergisi.com sitemizden detaylı bilgi edinebilirsiniz.
Yeni sayımızda buluşmak ümidiyle.
Umran

 

     Editör                                                               Ekim 2012, Sayı: 217, Sayfa: 1

     Ortadoğu ve Arap yarımadasında birçok ülkede patlak veren olağanüstü hareketlerden bazıları 2011’den itibaren zalim iktidarlarıyla hâkimiyetlerini yürüten ve eski sömürgeci efendilerine yardım eden kokuşmuş hükümetleri ve iş dünyasının seçkinlerini alaşağı ederek çok kısa sürede başarılı oldular. Ortadoğu’daki gelişmelerin, henüz kuruculuk vasfı kazanamasa da Müslümanlara ilişkin bazı tartışmaları yeniden gündeme taşıdığı inkâr olunamaz. Uzun ve yaygın zamansallığı içinde bazı ülkelerde iktidar mücadeleleri şeklinde, bazı ülkelerde ise henüz direniş safhasında olan hareketler Türkiye’de şu ya da bu şekilde İslâmcılık tartışmalarını da beraberinde getirdi.

     İslâmcılık esas itibarıyla, bir ‘fikri akım’ olma hüviyetindedir. Fikir ‘yeni’ dir ve yavaş da olsa sürekli gelişmektedir. Henüz yaygın biçimde toplumsallaşma aşamasına geçememiştir. Zira ‘düşüncede' kimi eksikleri vardır. Fakat bu eksiklerini de zaman içerisinde giderme emareleri göstermektedir. Bırakınız ‘bitme’ yi, düşünce okullaştığı zaman İslâmcılık küresel ölçekte bir atılım da yapacaktır. Türkiye bundan kırk yıl evvel, belki de Müslüman dünyanın en umutsuz vakıasıydı bu hususta. Çünkü gelişmeler son derece yavaştı. Lakin yetmişli yıllardan sonra, ciddi bir atılım göstermiş, neredeyse şimdilerde, Müslüman âleminin en umutlu vakıası olma yolunda ilerlemektedir. Elbette bu son derece hayırlı bir gelişmedir.

     Dilin kemiği yok; bu sebeple birileri rahatlıkla “İslâmcılık modern dünyanın ürünüdür” diyerek işin içinden kolayca sıyrılmaya çalışmaktadır. Oysa İslâmcılar, İslâm’ın bir ‘hayat tarzı’ olduğuna inanır ve kavram ve kurumlarıyla birlikte ‘özgün’ olduğunda ısrarcıdırlar. Bu yüzden İslâmcılık düşüncesinin yayın organları, İslâm’ın “emri bil maruf nehyi anil münker” ilkesi doğrultusunda, toplumsal hayatın her dokusundaki olumsuz davranışlar, fikirler ve çalışmalar karşısında ikazlarda bulunmuş, bunların İslâmiliği hususunda görüşler beyan etmiştir. Ancak Müslüman Modernistler, bu noktada ‘bağdaştırmacı’ dır. Bu gruba göre, modernite, temel kavramları itibariyle olumlanabilecek bir düşünce sistematiğidir. Bu nedenle de, örneğin “demokrasi İslâm’la bağdaşır”, “din bilimle çelişmez” yahut “asıl özgürlük İslâm’dadır.” İslâmcı: “medeniyet İslâm’dır” söylemini kullanırken, Müslüman Modernist: “İslâm, çağdaş uygarlık ile bağdaşır” söylemini kullanır. Dolayısıyla, bu iki söylemi telif etmek mümkün değildir. Öte yandan gelenekçilerin modernizme bakışı da farklıdır ve ‘reddiyecidir.’ Gelenekçi için modernizm, kavram ve kurumlarıyla birlikte, ‘türedi’ dir ve din, gelenekle özdeş olduğu için, her türedi kavram veya kurum merduttur.

     Bilindiği gibi İslâmcılık “harici” olan bir “duruma” karşı girişilmiş bir “nefsi müdafaa” hali olarak ortaya çıkmıştı. O nedenle İslâmcılığı var eden şartlar ortadan kalkmadı, ama ciddi bir dönüşümden geçti. İslâmcılığın bu dönüşen şartlar karşısında yeniden inşa edilmesi gerekliliği inkar olunamaz. Geçen yıl “İslâmcılığın Dönüşümü” başlığıyla yapılan kongreyi bu bağlamda anmak mümkün. Öte yandan medyalaştırılan İslâmcılık tartışmasından önce İmam Hatipler üzerinden sürdürülen tartışmanın bu tartışmaların zeminini hazırladığı da bir başka gerçek. Medyada konu etrafında yapılan tartışmalarda iki hat oluştu: Medya ofislerinden, konforlu salonlardan sürekli olarak İslâmcılığın bittiği, bitmese bile kötü ve totaliter bir ideoloji olduğu ifade edildi. Bir başka hat ise İslâmcılığın zaaflı yanlarına rağmen Müslümanlar için önemli bir imkan olduğunu ifade etti. Özellikle liberalizm ve kısmen de milliyetçi bir zemin üzerinden yapılan İslâmcılık değerlendirmelerinde belirginleşen şantaj karşısında ayağa kalkıp, içindeki öfkeyi dışa vurmamak mümkün değil. Bu yüzden İslâmcılık yeniden düşünülmelidir. Şunu da hemen belirtmek gerekiyor ki; İslâmcılık konusunda medyada serd edilen kanaatlerin çoğu dikkate alındığında konu hakkındaki tartışmalarda doksanlı yıllara görebir gerileme olduğu da dikkatlerden kaçmıyor. Bu durum, İslâmcılığa ilişkin olarak tercüme edilen kitaplarda da görülmekte. Dergimizin bu sayısında meseleyi analitik olarak ortaya koyan ama aynı zamanda farklı dönemlere ışık tutan ve İslâmcılık tartışmalarında ortaya çıkan hatları yansıtan yazılara yer vermeye çalıştık. Konu hakkındaki tartışmaları ele almaya devam edeceğimizi de belirtelim. Nehri geçerken iman tazeleme dolayısıyla arınma imkânını içinde barındıran İslâmcılık tartışmalarından ümitvar olunmalıdır.

     Dergimizin yeni çıkan sayısını anında okumak isteyenler yahut dergiyi internetten takip etmek isteyenler için e-dergi abonelik uygulamasını da başlatıyoruz. Cüzi bir ücretin alınacağı ve Umran’ın o ayki çıkacak sayısının tıpkı basım PDF’inden okunup bilgisayara indirilebileceği e-dergi abonelik’l ilgili olarak www.umrandergisi.com sitemizden detaylı bilgi edinebilirsiniz.

     Yeni sayımızda buluşmak ümidiyle.

                                                                                                             Umran

 


  • Sayı: 302
  • Sayı: 301
  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291