Ezberleri Bozmak Türk Siyasi Aklı, İslâmcılık Ve Jönkürtler

 

Otuz küsur yıldır silahlı mücadele yürüten PKK’nın silah bırakmasına dönük görüşmelerin
tekrar gündeme geldiği bir vasatta, Türkiye’de yaşayan insanları bir arada tutan şeyin ne
olduğu hususu daha açık bir biçimde tartışılmaya başlandı. Bu konuda en anlamlı cevabın
İslâm, dolayısıyla Müslümanlık olduğunu kabul etmek istemeyen liberal çevreler bu konunun/
hakikatin dile getirilmesinden büyük rahatsızlık duymaktadırlar. İslâm’ın hatırlanması sürecinde
gündeme gelen kardeşlik kavramı aynı şekilde BDP çevrelerince de kötülenmekte, bu kavramın
içerimlerine dudak bükülmekte, hatta aşağılanmaktadır. Bunlar, “Diyanet” başta olmak üzere
Müslümanların, Kürt haklarına karşı bir kandırma politikası güttüklerini savunuyorlar.
Bugün tarihsel ve sosyolojik olarak Türklerle Kürtlerin en ortak bağı Müslümanlıktır. Osmanlı
döneminde ve hatta yakın zamana gelinceye kadar da bu böyle idi. Her iki etnisitenin ortak
hafızasında İslâmi değerler bulunurlar. Dolayısıyla çatışmayı durduracak ortak dili buradan
üretmek gerekir ve yegane imkan da bu görünmektedir. Bütün dünyaya dikkatli bir nazarla
bakıldığında da görülecektir ki İslâm, sınırları unutarak düşündüğümüzde, geniş Müslüman
coğrafyanın yegâne hakikati olduğunu her geçen gün daha güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır.
Peki, Kemalizm, Sosyalizm, Liberalizm, Zerdüştlük, Muhafazakârlık, Kavmiyetçilik, Laiklik
yaşadığımız ülkede böyle bir güce sahip mi?
Türkiye Cumhuriyeti resmi düzlemde bütün kurumlarıyla bir ulus devlettir. Bu tartışma
götürmez ölçüde açıktır. Fakat popülasyonu dolayısıyla, içinde yaşayan halkları dolayısıyla ulus
devleti aşar. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî ideolojisinin Türkiye’deki halkları “etnisize” ettiği
açıktır. Türkiye uzun bir zamandır ikinci bir etnisizasyon dalgası yaşıyor: Kürt Milliyetçiliği
hareketi bunun en önemli dışavurumu. Bu hareket bir yönüyle itiraz ettiği Türk Milliyetçiliği’nin
jönlüğünü miras almıştır. Öyle ki sevinçler bile “politik” gösteriye, “etnikleştirme” seremonilerine,
“uluslaşma” pratiklerine dönüştürülmektedir. İttihat ve Terakki’nin “Türkçülük” ideolojisinin
Osmanlı’nın parçasını oluşturan pek çok halkı “etnisize” ettiği doğrudur; günümüzde bir
başka cihetten yaşanan etnikleşme halinden çıkış için önerilen yaklaşımlar içerisinde önemli
ve kurucu bir yeri olan Müslümanlık, dolayısıyla İslâmcılık bu mesele özelinde vurgu yaptığı
kardeşlik vurgusundan dolayı sıklıkla eleştiriye tabii tutuluyor. Oysa bu siyasete yön veren temel
düstur sadece belli siyasal yapıların çekinik olarak dile getirdiklerinin çok ötesinde ve onlardan
çok daha anlamlıdır. Siyasal partiler kendilerini önemli görebilirler ama ortak tasavvuru biçimlendiren
önemli kavramlardan kardeşlik her şeyden çok daha önemlidir, önceliklidir.
Elbette son yıllarda yaşanan Uludere gibi trajediler karşısında sessiz kalınamaz. Zulümlerle
hesaplaşmayı deneyenler bu gibi konularda velev ki siyasal iktidarı aşan boyutlar olduğunu
düşünseler de “refleksif” olmalıdır. Refleksif olmak, düşüncenin dünyayı ve insanı anlarken
kullandığı yöntemi, yaklaşımı veya bakış açısını kendisine çevirmesidir.Dolayısıyla yeni
Türkiye’nin oluşumu sürecinde Türkiye Cumhuriyeti ve onun politik elitleri, memleketin ve
insanlarının selâmeti için, ortaya çıkan de facto hadiseleri de çözme kararlılığını göstermelidirler.
Siyasilerin bütün bunları değerlendirip, şu tarihsel ortamda sorumluluk hissederek, farklı siyasi
ve toplumsal kesimleri sorunu çözmeye dahil ederek ve siyasetin imkanlarından yararlanarak
risk alacak yaratıcı çözümler bulması şarttır.
Şiddet, savaş, öldürme, birilerinin işine yaradığı ve varlık sebepleri olduğu müddetçe bitmez.
Çözüm, konuşmaktadır, silahların susmasındadır. Ancak konuşanların ortak bir dili, ortak
bir inancı, ortak idealleri bulunmalıdır. Bu dil, bu inanç, bu idealler Zerdüştlük, Sosyalizm
veya Kemalizm’de var mıdır? Hayır, bu insanların ortak dili, ortak inancı, ortak idealleri İslâm
kardeşliğindedir; mayası bundan başkasında değildir. Kültürel, dini, siyasi arka planları dikkate
alarak bu sayımızda Kürt meselesini çeşitli boyutlarıyla ele almaya çalıştık.
Yeni sayımızda buluşmak dileğiyle...
Umra

EDİTÖR

Otuz küsur yıldır silahlı mücadele yürüten PKK’nın silah bırakmasına dönük görüşmelerin tekrar gündeme geldiği bir vasatta, Türkiye’de yaşayan insanları bir arada tutan şeyin ne olduğu hususu daha açık bir biçimde tartışılmaya başlandı. Bu konuda en anlamlı cevabın İslâm, dolayısıyla Müslümanlık olduğunu kabul etmek istemeyen liberal çevreler bu konunun/hakikatin dile getirilmesinden büyük rahatsızlık duymaktadırlar. İslâm’ın hatırlanması sürecinde gündeme gelen kardeşlik kavramı aynı şekilde BDP çevrelerince de kötülenmekte, bu kavramın içerimlerine dudak bükülmekte, hatta aşağılanmaktadır. Bunlar, “Diyanet” başta olmak üzere Müslümanların, Kürt haklarına karşı bir kandırma politikası güttüklerini savunuyorlar. Bugün tarihsel ve sosyolojik olarak Türklerle Kürtlerin en ortak bağı Müslümanlıktır. Osmanlı döneminde ve hatta yakın zamana gelinceye kadar da bu böyle idi. Her iki etnisitenin ortak hafızasında İslâmi değerler bulunurlar. Dolayısıyla çatışmayı durduracak ortak dili buradan üretmek gerekir ve yegane imkan da bu görünmektedir. Bütün dünyaya dikkatli bir nazarla bakıldığında da görülecektir ki İslâm, sınırları unutarak düşündüğümüzde, geniş Müslüman coğrafyanın yegâne hakikati olduğunu her geçen gün daha güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır. Peki, Kemalizm, Sosyalizm, Liberalizm, Zerdüştlük, Muhafazakârlık, Kavmiyetçilik, Laiklik yaşadığımız ülkede böyle bir güce sahip mi? Türkiye Cumhuriyeti resmi düzlemde bütün kurumlarıyla bir ulus devlettir. Bu tartışma götürmez ölçüde açıktır. Fakat popülasyonu dolayısıyla, içinde yaşayan halkları dolayısıyla ulus devleti aşar. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî ideolojisinin Türkiye’deki halkları “etnisize” ettiği açıktır. Türkiye uzun bir zamandır ikinci bir etnisizasyon dalgası yaşıyor: Kürt Milliyetçiliği hareketi bunun en önemli dışa vurumu. Bu hareket bir yönüyle itiraz ettiği Türk Milliyetçiliği’nin jönlüğünü miras almıştır. Öyle ki sevinçler bile “politik” gösteriye, “etnikleştirme” seremonilerine,“ uluslaşma” pratiklerine dönüştürülmektedir. İttihat ve Terakki’nin “Türkçülük” ideolojisinin Osmanlı’nın parçasını oluşturan pek çok halkı “etnisize” ettiği doğrudur; günümüzde birbaşka cihetten yaşanan etnikleşme halinden çıkış için önerilen yaklaşımlar içerisinde önemli ve kurucu bir yeri olan Müslümanlık, dolayısıyla İslâmcılık bu mesele özelinde vurgu yaptığı kardeşlik vurgusundan dolayı sıklıkla eleştiriye tabii tutuluyor. Oysa bu siyasete yön veren temel düstur sadece belli siyasal yapıların çekinik olarak dile getirdiklerinin çok ötesinde ve onlardan çok daha anlamlıdır. Siyasal partiler kendilerini önemli görebilirler ama ortak tasavvuru biçimlendiren önemli kavramlardan kardeşlik her şeyden çok daha önemlidir, önceliklidir. Elbette son yıllarda yaşanan Uludere gibi trajediler karşısında sessiz kalınamaz. Zulümlerle hesaplaşmayı deneyenler bu gibi konularda velev ki siyasal iktidarı aşan boyutlar olduğunu düşünseler de “refleksif” olmalıdır. Refleksif olmak, düşüncenin dünyayı ve insanı anlarken kullandığı yöntemi, yaklaşımı veya bakış açısını kendisine çevirmesidir.Dolayısıyla yeni Türkiye’nin oluşumu sürecinde Türkiye Cumhuriyeti ve onun politik elitleri, memleketin ve     insanlarının selâmeti için, ortaya çıkan de facto hadiseleri de çözme kararlılığını göstermelidirler. Siyasilerin bütün bunları değerlendirip, şu tarihsel ortamda sorumluluk hissederek, farklı siyasi ve toplumsal kesimleri sorunu çözmeye dahil ederek ve siyasetin imkanlarından yararlanarak risk alacak yaratıcı çözümler bulması şarttır. Şiddet, savaş, öldürme, birilerinin işine yaradığı ve varlık sebepleri olduğu müddetçe bitmez. Çözüm, konuşmaktadır, silahların susmasındadır. Ancak konuşanların ortak bir dili, ortak bir inancı, ortak idealleri bulunmalıdır. Bu dil, bu inanç, bu idealler Zerdüştlük, Sosyalizm veya Kemalizm’de var mıdır? Hayır, bu insanların ortak dili, ortak inancı, ortak idealleri İslâm kardeşliğindedir; mayası bundan başkasında değildir. Kültürel, dini, siyasi arka planları dikkate alarak bu sayımızda Kürt meselesini çeşitli boyutlarıyla ele almaya çalıştık.Yeni sayımızda buluşmak dileğiyle...

                                                                                                     Umran

 


  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289
  • Sayı: 288
  • Sayı: 287