Kamusal (Y)Alan Terörün Arka Planı

 

“Onlar eğer size üstün gelirlerse, hepinize düşmarı kesilecekler,
size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır.
Zaten inkâr edivermenizi istemektedirler." [60/2]

 

EDİTÖR                                                      Aralık 2003, Sayı:112, Sayfa:1

“Onlar eğer size üstün gelirlerse, hepinize düşmarı kesilecekler,size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır.Zaten inkâr edivermenizi istemektedirler." [60/2] Ekim ayının sonunda sun’î “Resepsiyon Krizi” ile başlatılıp Yargıtay’da başörtülü bir hanım avukatın duruşma salonun dan atılmasıyla tırmandırılan kamusal alan - özel alan tartışmaları, İstanbul’daki şiddetli patlamalarla unutulur gibi olduysa da, Türkiye’de dini ve dindarlığı azaltma mücadelesinin elverişli bir vasıtası olarak kullanılmaya devam edecek gibi görünüyor. Müslümanların, geride bıraktığımız Ramazan yağmurunun İlahî rahmetiyle arınma gayretinde olduğu mübarek günlerde estirilen “kamusal (y)alan rüzgarı” , hiç kuşkusuz, bu kutlu ayın manevî atmosferinden başlayarak dinî  duyarlılığı ve dinî görünürlüğü hayatın bütün alanlarından tasfiye etmeye yönelik şeytanî bir girişimdi. Hatırlanacağı gibi, miislüman halk çoğunluğunun Ramazan ayında her zamankinden daha yoğun bir “manevi iklime” girmesinden rahatsız olan şeytanî mihrakların, hemen her sene, dindar insanların moralini, maneviyatını bozmaya yönelik psikolojik savaş mekanizmalarını harekete geçirmeleri artık bir alışkanlık haline geldi. Ancak, insanımızın her geçen gün biraz daha fazla “islâmîleşmesini” önleme çabası içinde olanlar, tabir-i âmiyâne ile bu kez çok fazla ‘açık düştüler’; ve inananların özgürlük alanlarını alabildiğine daraltmaya yönelik kamusal (y)alan tartışmalarının kendi özel (t)alanlarını genişleterek sürdürmeye medâr olacak bir aldatmaca olduğu ayan-beyan ortaya çıktı. 28 Şubat’ı yeniden hortlatma girişimleri olarak tahlil edilmesi gereken ve Türkiye’yi “Tunuslaştırma”yı hedefleyen bu harekât, Batı’dan ithal edilen “kamusal alan” tanımının içine handiyse meydanları, sokakları, otobüsleri, de dahil ederek halka nefes bile aldırmamayı düşünüyor olmalı. İslam ise, onlara göre sadece ev ve camiden ibaret daracık “özel alan”ında mahpus kalmalı. Bu nedenle, Ümran’ın bu sayısında, “kamusal (y)alan” tartışmaları, bir “dini azaltma yöntemi” olarak yazarlarımız tarafından ele alınıyor. Muzaffer Emin Göksu, Abdurrahman Arslan, Metin Alparslan, Edip E. Kutlay, Ahmet Mercan ve Dilaver Demirağ’m konuya ilişkin analizleri, kamusal alan - özel alan ayırımının arkasında yatan sû-i niyetleri farketmemize imkan veriyor. Öte yandan, İstanbul’daki iki sinagoga ve İngiliz konsolosluğuna  karşı düzenen “manidar” terör saldırısı, Türkiye’yi hayli zorlu günlerin beklediğinin işareti gibi görünüyor. Konuya ilişkin olarak Cevat Özkaya, Abdullah Yıldız ve Dilaver Demirağ’ın değerlendirmeleri, Chomsky’nin “hegemonik terör”ü tahlil eden kapsamlı metni ile birlikte okunmalı. Bu arada, Ferhat Kentsu’nun Demokrasi Münafıkları başlıklı yazısı ile, üstad Cevdet Said’in Anlamanın Gücü başlıklı yazıları ıskalanmamalı. Ayrıca Hasanali Yıldırım ve Mustafa  Aldı’nın edebiyat yazıları ile Harun Çolak’ın öyküsü Kültür- Sanat bölümüne renk katıyor. Son olarak; Ümran’ın 2004 Yılı Abone Kampanyasına desteklerinizi bekliyor; “Kur’ân’ın Hayata Müdahalesi” ismini verdiğimiz kapsamlı derlemeyi ilgiyle karşılayacağınızı umuyoruz. Yeni Umran’larda buluşmak duasıyla.

 


  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289
  • Sayı: 288