Umran 226. Sayı Çıktı!

 

rtadoğu’da yaşanan değişimler yanında Suriye’deki kriz bölgede ciddi değişimlerin arifesinde
olunduğuna ilişkin yorumların yapılmasına sebep oluyor. Suriye’de yaşananlar
karşısında İran’ın reel politik bir yaklaşımla İslâm Cumhuriyeti olarak değil, sıradan bir ulus
devlet tavrı sergilemesi ve ardından Hizbullah aracılığıyla Suriye’ye müdahil olması önümüzdeki
süreçte Filistin meselesinde de farklı gelişmelerin yaşanacağını düşündürtmektedir.
Nasrallah’ın açıkça deklare ettiği Hizbullah’ın tavrının resmileşmesi ile ülkeden bölgeye yayılma
riski olan mezhep çatışması/savaşı yeniden tartışılmaya başlandı.
Diğer taraftan sorun artık sadece Suriye’nin ve bölgenin sorunu olmaktan çıktı ve uluslararasılaştı.
Suriye’de krizin üç sene içerisinde siyasal ve toplumsal açıdan derinleşmesi Esed’in
muhtemel devrilişinin ardından ortaya çıkacak siyasal organizasyon biçimlerini de tartışmaya
açmış bulunuyor. Bunlar arasında artık en fazla dikkate alınması gereken Suriye’nin toprak
bütünlüğünün devam ettirilmesinin pek mümkün gözükmemesi… Rusya’nın çağrısı ile
Suriye için II. Cenevre Konferansı tartışılırken uluslararasılaşan Suriye sorununun taraflarının
Suriye’ye dönük politikalarının temel hatlarıyla ortaya konulması geleceğe ilişkin daha sağlıklı
perspektifler oluşturulmasını sağlayacaktır. Bu çerçevede an itibariyle iç içe geçmiş üç halka
olarak değerlendirilebilecek boyutlardan ilkinde yani uluslararası boyutta sürecin tıkandığının
altı çizilmelidir.
Bununla birlikte Irak, Suriye ve Türkiye özelinde Kürt sorununun yeni bir aşamaya geldiğini
de dikkate almak lazım. Kürt meselesinin jeokültürel/jeoetnik temelinde de Kürt nüfusunun
Ortadoğu’nun diğer üç önemli yerleşik unsuru olan Türk, Arap ve Acem nüfusunun etkinlik
alanlarına yayılmış olması yatmaktadır. Bu sebepledir ki bu üç temel unsur ile ilişkili politika
geliştiren her büyük güç Kürtleri şu ya da bu şekilde stratejik denklemin bir yerine yerleştirmeye
çalışmaktadır. Yetmişli yıllarda Sovyet yanlısı Baas rejimi karşısında baba Barzani liderliğindeki
bir Irak meselesi haline dönüşen Kürt meselesi, İran Devrimi’nden sonra bir İran meselesi
haline getirilmiştir.
Soğuk Savaşın sona erme sürecinin getirdiği dengelerde Türkiye’nin Asya derinliğini tehdit
eden PKK ile bir Türkiye meselesi haline getirilen Kürt meselesi, Körfez Savaşı’na koşut bir tarzda
da oğul Barzani öncülüğünde bir Irak meselesi olma niteliğini sürdürdü. Meseleye Türkiye
açısından bakıldığında, görülen o ki, Türkiye bu defa yıllardır başına örülen PKK şiddetinden/
sarmalından kurtulacak gibi görünüyor. Zira sorunun çözülmesine hiç bu kadar yaklaşılmamıştı
çünkü. Özellikle askeri ve bürokratik vesayetin geriletilmesi AK Parti’nin Kürt meselesi bağlamında
daha cesur, daha kontrollü, daha kararlı adımlar atabilmesinin, risk alabilmesinin önünü
açmıştır. Balyoz ve Ergenekon yargılamaları sürecinin sonlarına gelinirken Çözüm Sürecinin
daha güçlü şekilde ilerlediğini görmek memnuniyet vericidir. Askeri ve bürokratik vesayet ne
kadar gerilemişse AK Parti risk çıtasını o kadar arttırmıştır. Askeri vesayetin geriletilmesiyle
birlikte, 2009’da PKK’nın temsilcileriyle Oslo’da gizli görüşmelerin yapılması iradesini ortaya
koymuştur.
Daha yolun başında olunduğu gerçeği, çözüme dair umutlu bekleyiş yanında belirsizlikleri
de göz önünde bulundurmayı zorunlu kılmaktadır. Şimdilerde herkes merak ve biraz
da endişeyle işin sonucuna odaklanmış durumda. Yani konu hakkındaki merak ve endişeler,
“Hükümet bunu gerçekten başarabilecek mi?” sorusundan çok, “bundan sonrası ne olacak?”
sorusu etrafında kümeleniyor.
Şunu da unutmamak gerektiğine inanıyoruz: “Bir kavim kendinde olanı değiştirmedikçe,
Allah onun durumunu değiştirecek değildir.” (Ra’d, 13/10)
Yeni sayımızda buluşmak dileğiyle.
Umran

ORTADOĞU YENİDEN Mİ ŞEKİLLENİYOR?

Endişeli Bekleyiş, Çözüm Süreci ve Belirsizlikler

     Ortadoğu’da yaşanan değişimler yanında Suriye’deki kriz bölgede ciddi değişimlerin arifesinde olunduğuna ilişkin yorumların yapılmasına sebep oluyor. Suriye’de yaşananlar karşısında İran’ın reel politik bir yaklaşımla İslâm Cumhuriyeti olarak değil, sıradan bir ulusdevlet tavrı sergilemesi ve ardından Hizbullah aracılığıyla Suriye’ye müdahil olması önümüzdeki süreçte Filistin meselesinde de farklı gelişmelerin yaşanacağını düşündürtmektedir. Nasrallah’ın açıkça deklare ettiği Hizbullah’ın tavrının resmileşmesi ile ülkeden bölgeye yayılma riski olan mezhep çatışması/savaşı yeniden tartışılmaya başlandı.

     Diğer taraftan sorun artık sadece Suriye’nin ve bölgenin sorunu olmaktan çıktı ve uluslararasılaştı. Suriye’de krizin üç sene içerisinde siyasal ve toplumsal açıdan derinleşmesi Esed’in muhtemel devrilişinin ardından ortaya çıkacak siyasal organizasyon biçimlerini de tartışmaya açmış bulunuyor. Bunlar arasında artık en fazla dikkate alınması gereken Suriye’nin toprak bütünlüğünün devam ettirilmesinin pek mümkün gözükmemesi… Rusya’nın çağrısı ile Suriye için II. Cenevre Konferansı tartışılırken uluslararasılaşan Suriye sorununun taraflarının Suriye’ye dönük politikalarının temel hatlarıyla ortaya konulması geleceğe ilişkin daha sağlıklı perspektifler oluşturulmasını sağlayacaktır. Bu çerçevede an itibariyle iç içe geçmiş üç halka olarak değerlendirilebilecek boyutlardan ilkinde yani uluslararası boyutta sürecin tıkandığının altı çizilmelidir.

     Bununla birlikte Irak, Suriye ve Türkiye özelinde Kürt sorununun yeni bir aşamaya geldiğini de dikkate almak lazım. Kürt meselesinin jeokültürel/jeoetnik temelinde de Kürt nüfusunun Ortadoğu’nun diğer üç önemli yerleşik unsuru olan Türk, Arap ve Acem nüfusunun etkinlik alanlarına yayılmış olması yatmaktadır. Bu sebepledir ki bu üç temel unsur ile ilişkili politika geliştiren her büyük güç Kürtleri şu ya da bu şekilde stratejik denklemin bir yerine yerleştirmeye çalışmaktadır. Yetmişli yıllarda Sovyet yanlısı Baas rejimi karşısında baba Barzani liderliğindeki bir Irak meselesi haline dönüşen Kürt meselesi, İran Devrimi’nden sonra bir İran meselesi haline getirilmiştir.

     Soğuk Savaşın sona erme sürecinin getirdiği dengelerde Türkiye’nin Asya derinliğini tehdit eden PKK ile bir Türkiye meselesi haline getirilen Kürt meselesi, Körfez Savaşı’na koşut bir tarzdada oğul Barzani öncülüğünde bir Irak meselesi olma niteliğini sürdürdü. Meseleye Türkiye açısından bakıldığında, görülen o ki, Türkiye bu defa yıllardır başına örülen PKK şiddetinden/sarmalından kurtulacak gibi görünüyor. Zira sorunun çözülmesine hiç bu kadar yaklaşılmamıştı çünkü. Özellikle askeri ve bürokratik vesayetin geriletilmesi AK Parti’nin Kürt meselesi bağlamında daha cesur, daha kontrollü, daha kararlı adımlar atabilmesinin, risk alabilmesinin önünü açmıştır. Balyoz ve Ergenekon yargılamaları sürecinin sonlarına gelinirken Çözüm Sürecinin daha güçlü şekilde ilerlediğini görmek memnuniyet vericidir. Askeri ve bürokratik vesayet nekadar gerilemişse AK Parti risk çıtasını o kadar arttırmıştır. Askeri vesayetin geriletilmesiyle birlikte, 2009’da PKK’nın temsilcileriyle Oslo’da gizli görüşmelerin yapılması iradesini ortaya koymuştur.

     Daha yolun başında olunduğu gerçeği, çözüme dair umutlu bekleyiş yanında belirsizlikleri de göz önünde bulundurmayı zorunlu kılmaktadır. Şimdilerde herkes merak ve birazda endişeyle işin sonucuna odaklanmış durumda. Yani konu hakkındaki merak ve endişeler, “Hükümet bunu gerçekten başarabilecek mi?” sorusundan çok, “bundan sonrası ne olacak?” sorusu etrafında kümeleniyor.

     Şunu da unutmamak gerektiğine inanıyoruz: “Bir kavim kendinde olanı değiştirmedikçe, Allah onun durumunu değiştirecek değildir.” (Ra’d, 13/10)

     Yeni sayımızda buluşmak dileğiyle.

                                                                                                          Umran


  • Sayı: 302
  • Sayı: 301
  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291