Umran’dan

 

Ümran bu sayısında, 20001i yıllara (hadi modaya uyalım: yeni bin yıla /milenyuma)
girerken Avrupa Birliğine üye olmaya “adaylığı” kabul buyurulan Türkiye’nin
traji-komik “Avrupalılık” macerasını ele alıyor.
Avrupa Birligi’ne alınıp alınmayacağı, daha açıkçası “birinci sınıf” üye olarak
kabul edilip edilmeyeceği meşkûk bir ülkenin yarı aydın taifesinin medyaya yansıyan
sevinç çığlıkları doğrusu oldukça gülünç ve fakat o kadar da üzücü. Batıklar
tarafından sürekli istiskale uğrayan, tarih boyu hep “öteki”, “rakip” ve hatta “düşman/
öcü” olarak görülen bir medeniyetin mirasçısı olan ülkede yetişen mandacı
elitler, A.vrupalı olmaya “aday” olacak seviyede görülmemizden dolayı düğün bayram
ediyorlar. Kemal Karpat’ın deyimiyle kendi halkına “yabancıların gözü” ile
bakan bu “yan müstemleke kültürünün” mücessem temsilcileri, bu tutumlarıyla
aslında yaklaşık üçyüz yıldır yaşamakta olduğumuz derin “kimlik krizi”ni de en
çarpıcı biçimde yansıtıyorlar.
Düşününüz; iki büyük medeniyet dünyasının asırlar süren kapışmasında yüzyıllar
boyu Avrupa’nın karşısinda yer alan, dahası bu rakip medeniyetin liderliğini
yapan bir milletin torunları, kendi medeniyetlerini terkedip muarızlarının safında
yer almak için can atıyorlar ve bu arzuları biraz ciddiye alındı diye de ağızları kulaklarında
sevinebiliyorlar. Yoksa, din/kültür temeline dayalı "medeniyetler çatışması”
nın 21. yüzyılın kaderini belirleyeceğini söyleyen S. Huntington hayal mi
görüyor?
imdi, Türkiye’nin asıl sorunu, AB’ye üye olmak için 40 yıl bekledikten sonra,
bir birkaç 10 yıl daha "aday” olarak “bekleme odasında” zaman kaybetmeyi göze
alacak kadar “Avrupah” olmaya ve “kendisini inkara” teşne bir marazi ruh halini
sürdürüyor olmasıdır. Ve bu “ tek taraflı a^k” uğruna, önüne çıkan bütün alternatif
fırsatları heba etmesidir. Oysa Batılılarm tutumu ortadadır. Ne kadar redd-i miras
etse df onların gözünde “Osmanlı”yız ve “Müslüman’ız; dolayısıyla Hıristiyan/
Roma Kültürü temelinde yükselen bir medeniyet projesi olduğu açıkça ifade
edilen bir Avrupa Birliği’nde hüsn-ü kabul görmemiz mümkün değildir. O halde
“adaylık” ilanının arkasında başka planlar, hesaplar ve su-i niyetler aranmahdır.
Evet, Umran’ın bu sayısında Türkiye’nin Avrupa macerasını Cevat Özkaya
“kimlik krizi” bağlamında, Yusuf Kaplan medeniyet ilişkisi çerçevesinde ele alırken,
Derya Tulga, son gelişmeleri iç ve dış basından alıntılar da yaparak değerlendiriyor.
Abdullah Yıldız ise üçyüz yıllık Avrupalılaşma serüvenimizi hikaye ediyor.
Ikibinli yıllara yeni bir dizayn ve zengin bir içerikle giren Ümran, “düşünce
yazıları” bölümünde Abdurrahman Arslan’ın “modern aklı” Haluk Burhan’m da
“modern bilgi”yi sorgulayan yazılarını sunuyor. “Kur’an araştırmaları” bölümünde
ise Hüseyin K. Ece ve Sedat Şenerman’m geçen sayıdan devam eden incelemelerine
yer veriyor.
Ümran Ekonomi Çarkı, Ayın Gündemi, Kültür ve Sanat sayfalarındaki yeniliklerle
devam ediyor.
Yeni Ümranlarda buluşmak duasıyla...

 

EDİTÖR                                                      Ocak 2000, Sayı:65, Sayfa:1

Umran bu sayısında, 2000'li yıllara (hadi modaya uyalım: yeni bin yıla /milenyuma) girerken Avrupa Birliğine üye olmaya “adaylığı” kabul buyurulan Türkiye’nin traji-komik “Avrupalılık” macerasını ele alıyor. Avrupa Birligi’ne alınıp alınmayacağı, daha açıkçası “birinci sınıf” üye olarak kabul edilip edilmeyeceği meşkûk bir ülkenin yarı aydın taifesinin medyaya yansıyan sevinç çığlıkları doğrusu oldukça gülünç ve fakat o kadar da üzücü. Batıklar tarafından sürekli istiskale uğrayan, tarih boyu hep “öteki”, “rakip” ve hatta “düşman/öcü” olarak görülen bir medeniyetin mirasçısı olan ülkede yetişen mandacı elitler, A.vrupalı olmaya “aday” olacak seviyede görülmemizden dolayı düğün bayram ediyorlar. Kemal Karpat’ın deyimiyle kendi halkına “yabancıların gözü” ile bakan bu “yan müstemleke kültürünün” mücessem temsilcileri, bu tutumlarıyla aslında yaklaşık üç yüz yıldır yaşamakta olduğumuz derin “kimlik krizi”ni de en çarpıcı biçimde yansıtıyorlar. Düşününüz; iki büyük medeniyet dünyasının asırlar süren kapışmasında yüzyıllar boyu Avrupa’nın karşısında yer alan, dahası bu rakip medeniyetin liderliğini yapan bir milletin torunları, kendi medeniyetlerini terkedip muarızlarının safında yer almak için can atıyorlar ve bu arzuları biraz ciddiye alındı diye de ağızları kulaklarında sevinebiliyorlar. Yoksa, din/kültür temeline dayalı "medeniyetler çatışması”nın 21. yüzyılın kaderini belirleyeceğini söyleyen S. Huntington hayal mi görüyor? İmdi, Türkiye’nin asıl sorunu, AB’ye üye olmak için 40 yıl bekledikten sonra, bir birkaç 10 yıl daha "aday” olarak “bekleme odasında” zaman kaybetmeyi göze alacak kadar “Avrupalı” olmaya ve “kendisini inkara” teşne bir marazi ruh halini sürdürüyor olmasıdır. Ve bu “ tek taraflı aşk” uğruna, önüne çıkan bütün alternatif fırsatları heba etmesidir. Oysa Batılıların tutumu ortadadır. Ne kadar redd-i miras etse de onların gözünde “Osmanlı”yız ve “Müslüman’ız; dolayısıyla Hıristiyan/Roma Kültürü temelinde yükselen bir medeniyet projesi olduğu açıkça ifade edilen bir Avrupa Birliği’nde hüsn-ü kabul görmemiz mümkün değildir. O halde “adaylık” ilanının arkasında başka planlar, hesaplar ve su-i niyetler aranmalıdır. Evet, Umran’ın bu sayısında Türkiye’nin Avrupa macerasını Cevat Özkaya “kimlik krizi” bağlamında, Yusuf Kaplan medeniyet ilişkisi çerçevesinde ele alırken, Derya Tulga, son gelişmeleri iç ve dış basından alıntılar da yaparak değerlendiriyor. Abdullah Yıldız ise üç yüz yıllık Avrupalılaşma serüvenimizi hikaye ediyor. İki binli yıllara yeni bir dizayn ve zengin bir içerikle giren Umran, “düşünce yazıları” bölümünde Abdurrahman Arslan’ın “modern aklı” Haluk Burhan’ın da “modern bilgi”yi sorgulayan yazılarını sunuyor. “Kur’an araştırmaları” bölümünde ise Hüseyin K. Ece ve Sedat Şenerman’ın geçen sayıdan devam eden incelemelerine yer veriyor. Umran Ekonomi Çarkı, Ayın Gündemi, Kültür ve Sanat sayfalarındaki yeniliklerle devam ediyor. Yeni Umranlarda buluşmak duasıyla...

 


  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289
  • Sayı: 288
  • Sayı: 287