Yeni Dönemde Avrupa -Batı İçi Tartışmalar, Sarı Yelekliler ve Dönüşüm Süreci-

 

Editör,                            Ocak 2019, Sayı: 293, Sayfa: 1

     Fransa’daki hareket, eylemciler “durmak yok, bunu sonuna kadar sürdüreceğiz” deseler de kısa bir süre sonra bitecek gibi. Değişik kesimlerden bir hayli taraftar toplamasına rağmen hareket marjinaldi, Fransa hiçbir şekilde ‘sarı yelekliler’ demek değildi. Diğer taraftan yıkıcılık, şiddet toplum genelinde tepki görmeye başladı. Bizim Geziciler bile, bir iki dernek, yayıncı, sendika başkanının, sokak çağrısı yapan siyasetçinin dışında heyecana kapılmadılar, hatta sessiz kaldılar.

     Fransa olayları bağlamında görülen bazı etkenler, bir sokak çatışmasının ötesinde, pek de uzak olmayan bir vadede Batının kendi içinde ciddi çatışmalar yaşayabileceğine işaret etmektedir. Erime sürecinde olan AB şimdilik bir sütre görevi yapmaktadır. Böylesi bir süreçte Aydınlanmacı felsefenin işe yaraması söz konusu değildir. Esasen denize düşenin yüksek bilgilere değil, yüzme becerisine ihtiyacı vardır. Anlaşıldığı kadarıyla ABD’nin başını çektiği küresel siyaset Fransa’ya bir ders vermektedir. Uzun zamandır AB ülkeleri kendilerine verilen taşeron/vekil hükümet görevlerini bihakkın yerine getiriyorlardı. Bu doğrultuda Ortadoğu ve özellikle Türkiye’deki ABD destekli teröre omuz vermekte bir an olsun tereddüt etmediler. Ancak durumlarının her geçen gün kötüye gittiğini gördüler. Kendilerine has bir milli politika izleme eğilimleri doğdu, bu durum karşısında bir uyarı ile karşı karşıya idiler.

     Sarı yelekliler haksızlık üreten, eşitsiz, adaletsiz bir kapitalizmi eleştirmiyor, tam tersine Batı medeniyetinin ortaya çıkardığı bu nizamın siyasal ayrımlara götüren, küresel şirketler üzerinden kurduğu baskıyı kaldırıp yeniden güçlü Avrupa arayışını dile getiriyor. Sarı yelekliler neoliberal iktisat kadar neoliberal siyasetten zarar görenlerden oluşuyor. Alt-orta sınıfın, maaşlı emeğin ezilmesi bu isyanı beraberinde getiriyor; aslında dünyanın tamamında olduğu gibi “devlet güvencesi”, “devlet istihdamı” bekliyorlar. Sarı yelekliler hareketi, coğrafi anlamda küçük kentleri ve kırsalı da barındıran kenar
Fransa’da doğdu; işte popülist dalga kaynağını buralarda buldu. Kenar Amerika Trump’ı Beyaz Saray’a taşıdı, İtalya’da da kırsal ve kuzeydeki küçük sanayi kentleri popülizmin kaynağı oldu. Bir zamanlar bu kesimlerin sorunlarına eğilen siyaset ve entelektüeller onları unuttular ve küreselleşen metropollerde elit/ayrık bir dünyaya hapsoldular. Büyük kentler gentrifikasyon ve göçle şekillenirken, açık toplum yapısında paradoksal bir şekilde çalışan kesime yer kalmamıştı.

     Öte yandan Parislilerin taşralılara tahkirâne bakışları uzun yıllara hatta asırlara dayanır. Fransa’nın tarihsel sebeplere bağlı olarak kendine özgü Paris-taşra kutuplaşması Macron’un halkla buluşmaya gittiğinde, alt ve orta sınıflara mensup, fazla eğitim görmemiş insanlara karşı elitist tavırları ve tahkirâne sözleri ile birleşince, kendilerini yeterince dışlanmış hisseden taşralı Fransızların nazarında Macron bu eski elitizmin tecessüm etmiş hâliydi, böylece tepkilerin odağı hâline geldi.

     Bazılarına göre hareket derin Fransa’nın bir tezahürü; dolayısıyla, uzun süredir liberal siyasi elitlerin tekeli ve sermayenin vesayeti altına girmiş olan politik temsil aygıtlarını altüst edecek olan bir dip dalganın ilk işareti olabilir. Hakikaten 1980’li yıllardan itibaren François Mitterand ile birlikte küreselci neoliberal bir düzene geçmesiyle ekonomi politikalarının belirlenmesinde, finans sektörünün, bankaların, çokuluslu şirketlerin belirleyici bir rol oynadığı Fransa’da, siyasi erkin “kendilerini beğendirmeye çalışan “, “sorgulama yetilerini kaybetmiş”, “konformist” bireylerden oluşması, bu sistemin yarattığı ciddi adaletsizliklere çözüm aramaktan çok, bunları kabullenmekten de öte destekleyen bir elitle karşı karşıya olduğumuza işaret ediyor.

     Sarı yeleklilerin önemli bir kısmının Marine Le Pen’in Milli Cephe’sine oy verenlerden oluştuğu, yayınlanan anketlerle
ortaya çıkmaktadır. Ancak Milli Cephe tabanının da eylemlerdeki temel motivasyonunu ırkçı gerekçeler değil sosyal adaletsizliğe ve siyasal tıkanıklığa tepki gösterme gibi gerekçeler oluşturuyor. Bunun yanında, eylemcilerin diğer önemli kısmının merkez soldan umudunu kesmiş aşırı sola oy verenlerden oluştuğunu görüyoruz. Neoliberal iktisadın, yeni kültürün, iş çevresinin en ıstıraplı işlerini prekarya yürütüyor. Kapitalizm belki de bu yüzden varlığını rahatsızlıklara rağmen
sürdürebiliyor, ne kadar eleştirel olsanız da masumiyet ve mahrumiyet arasında muhaliflik devam ettirilemiyor. Kapitalist dünya sisteminde insanlar ve talepleri masum değil, “daha çok” kazancı “daha kolay” işi arıyorlar… Kapitalist ilişki biçimleri hiç masum değil zaten; mahrumiyet üretip muhalifleri içselleştirebildiği/pasifleştirebildiği sürece bu medeniyet(!) varlığını sürdürecek.

     Radikal demokrasiye kadar uzanan neoliberal siyaset duvarlarla sona ermek üzere. Göçmenlerin Avrupa topraklarına ayak basması üzerine inşa edilen jiletli teller ve örneğin bir Macar kadın gazetecinin göçmenlere taktığı çelme sürecin evrimini gösterdi. Bu bakımdan Trump’ın Meksika ile arasına düşündüğü duvar esasında dünyadaki yeni yönelimi, dış siyaset tarzını anlatacak nitelikte. Sadece fiili duvardan bahsetmiyoruz, aynı zamanda ticarette, siyasette duvarlar yükseliyor.

     Sarı yeleklilerde en ufak bir emperyalizm karşıtı ima bulamayız, Fransa’nın banliyölerine itilmiş Mağribîlerin yaşadığı derin eşitsizliği onların itilmişliğinin dile getirilmediğini görüyoruz ki zaten neredeyse birçok barikatta dalgalanan Fransız Bayrağı’nın neyin üzerine bina edildiğinin hiç sorgulanmadan sahiplenilmesi bunun ufak bir işareti. Oysa o refah, Afrika’nın sömürgeleştirilmesine, Kuzey Afrika’nın yağmalanmasına, Orta Afrika’daki Müslümanların palalar ile doğranmasına, Libya ve Suriye’deki halkın Mirage jetleri ile bombalanmasına dayanıyor.

     Sarı yelekliler hareketine karakterini veren bir siyasal anlayış yok, onun yerine her siyasal anlayışın, hatta daha önce -tıpkı Gezi’de olduğu gibi hiç siyasetle ilişiği olmamış, herhangi bir siyasal ideolojiyle de ilişkilenmemiş- gençlerin çoğunlukta olduğu bir “siyasetsizlik” ya da siyasal fikir yoksunluğu hâkim. Hâl böyle olunca da bu hareketin hem belli bir noktadan sonra sönümlenmesi söz konusu olacak hem de bir siyasal değişimi hayata geçirmesi olanaklı olmayacak. Morin’in haklı
olarak altını çizdiği gibi, krizin Fransa’ya özgü nedenleri olsa da, asıl nedeni “zincirlerini kırmış bir küreselleşme” olgusunda yatıyor ve Fransa’da çözüme en büyük engel de “Başkan’ın ve Hükümet’in iktidarında değil, bunları kolonize eden kârın çok yüzlü iktidarında” aranmalıdır. Başka bir ifadeyle antikapitalist bir eylem görünmesinden daha çok kapitalizmin neden olduğu kapitalist talepler içeren bir eylemdir. Konforun bozulmasına duyulan tepkiyi içermektedir.

     Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle.
                                                                                   Umran 


  • Sayı: 300
  • Sayı: 299
  • Sayı: 298
  • Sayı: 297
  • Sayı: 296
  • Sayı: 295
  • Sayı: 294
  • Sayı: 293
  • Sayı: 292
  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289