Umran Dergisi Haziran 2026/382. Sayı Çıktı!...


MAARİFİMİZİN GEÇİRDİĞİ BUHRAN

Terbiye Krizi, Dijital Yetimlik ve Hayat Çemberi

 

Güzellik ve iyiliklerden kaçınıp çirkinlik ve kötülüklere yönelenler, kötü amellerin tehlikeli bir girdap olduğunu hem akli hem de dinî açıdan bildiği hâlde o korkutucu girdaptan yüz çevirmez. Nitekim toplumsal hayatımızın neredeyse her alanında karşımıza çıkan elim hadiseler ahlakımızın nasıl bir sarsıntı geçirdiğini göstermektedir. Türkiye’de mizaç ve tabiatları farklı milyonlarca çocuğun karşı karşıya kaldığı sorunlar her geçen gün artıyor. Elbette bu durum, önemli ölçüde Hak ve hakikati tahkir ederek sapkın yollara yön kıran butlan kültürün iki yüz yıldır dinin ahlakla bağlantısını koparmaya çalışmasıyla bağlantılıdır. Bu bakımdan yapılması gereken en önemli iş, çocuklara marifet öğretmek, hakikati telkin etmek, kalplerini aydınlatmaktır. Bilmeyenler kesinlikle bilmelidirler ki hangi isim altında olursa olsun ahlak eğitimi hayatın dışında gerçekleştirilemez, çünkü ahlak her şey ile iç içedir.

 

İnsanı metalaştıran, araçsal aklın emrine veren anlayışı bir yana bırakarak inanç, değerler ve ahlaki ilkeler üzerine kurulu çok yönlü bir insan inşasını mümkün kılmak için çaba harcamak gerekiyor. Taha Abdurrahman bunun, iradesi atıl duruma gelmiş insanı ifade eden ebter ile estetik ve özgün üretimi arttırmak, çoğaltmak ve imkânları zenginleştirmek suretiyle insanı yeniden düşünmeyi mümkün kılan kevser kavramlarını merkeze alarak yapılabileceğini ileri sürer. Şu oluş ve bozuluş âleminde dinin yüce hakikatlerinin kâinata intişarını kendilerine vazife bilen hakikatperverler şunun farkındadır: Eksik olan bilgi değil, ahlak ve terbiyedir. Çocuklara bilgi yüklemenin ötesinde, insani vasıfları, dürüstlüğü ve merhameti öne çıkaran bir karakter eğitimi verilmesi gerekmektedir. Ne var ki Türkiye’de terbiye meselesi çoğu zaman kevser insanı gürbüz kılacak istikamette değil butlan kültürün ebter insanını yetiştirecek şekilde ele alınıyor. Böylesi bir yaklaşımda terbiyeyi içeren kazanımlarsa amaçlarının aksine gelişmelere yol açabiliyor. Her geçen gün dijital yetimliği artan çocuklar eksenli kriz döngülerinin birbirini izlemesi de bununla bağlantılıdır.

 

Şu var ki cezai mesuliyetten derslere devamsızlığa, sınırlı eğitim programları ve yetersiz danışmanlık hizmetlerinden anlamlı eğitim erişiminin sınırlanmasına, okul terkinden kaygı ve depresyon dâhil olmak üzere ruh sağlığı tanılarına, akran zorbalığından değer temelli seçmeli dersleri seçme oranının şaşırtıcı derecede düşmesine kadar yapılan tartışmalarda genellikle terbiye gözden çıkarılabilir bir mesele olarak ele alınıyor. Oysa bu, sadece bir istatistik veya münferit problemlerden daha fazlasıdır. Elbette kevser insanın ve bununla bağlantılı olarak terbiyenin altını çizerken yoksulluğun, çocukların çok çeşitli yapısal yoksunluk biçimlerini deneyimlediği bir çerçeve olduğunu göz ardı etmiyoruz. Ekonomik bakımdan dışlanmış mahallelerde büyüyen çocuklar, eğitim fırsatlarındaki eksiklikler, tehlikeli çalışma şartları ve cezalandırıcı sistemlerle daha yoğun karşılaşma gibi sorunlar söz konusu. Özellikle aşırı yoksulluk, daha ilk yıllardan itibaren mümkün olanın sınırlarını belirliyor. Dolayısıyla çocukları suçlu görmek yerine eğitime, aileye ve sosyal hizmetlere öncelik vererek alternatif yolların mümkün, uygulanabilir ve etkili olduğunu ortaya koymak zorundayız. Unutmamamız gerekir ki çocuklarla ilgilenmek koordineli eylemi şart koşar. Aileler, kurumlar ve camialar; ilgi, rehberlik ve yapılandırılmış fırsatların en etkili koruma biçimleri arasında olduğunu kabul etmelidir. Herkes çocukluğun suç hâline getirilmesini, istismarını veya ihmalini önleyecek uygulamalar geliştirebilir.

 

Bir çocuğun kişilik gelişiminde belirleyici olan, maruz kaldığı ve karakteristik vasfı dehşetli fısk u fücûr olan dahası bukalemun gibi her saniyede binbir renge, hokkabaz gibi bin şekle giren dijital içeriklerin çokluğundan ziyade, kurabildiği sahici insan ilişkilerinin derinliğidir. Çocuklar hata yaptığında toplumlar onlara rehberlik etmeyi ya da onları izole etmeyi seçebilir. Mesela güvenli istihdam, yol göstericilik ve beceri geliştirme sunan, eğitimle uyumlu yapılandırılmış çalışma programları aracılığıyla katkı sunabilir. Böylesi uygulamalar, çocukları tehlikelere maruz bırakmadan kazanç, amaç duygusu ve rehberlik sağlayarak beraberlik duygusunu ve dayanıklılığı güçlendirir. Çocuklarımıza değer verdiğimizi iddia ediyorsak, yalnızca onların anlık güvenlikleri için değil, uzun vadeli refahları için de sorumluluk almak zorundayız. Çünkü bir mütefekkirin ifadesiyle “Saadet halkın yararına hizmettedir. Selamet ise hakikate yapışmaktadır.” İnsanlık yardımlaşma ve dayanışma esasına istinat ettiğinden cemaatler, gönüllü girişimler birlikte hareket ederek her çocuğun gelişme şansına sahip olmasını sağlayabilirler. Çocukların değerli olup olmadığı sorusu, her mahalle, şehir ve bölge için ahlaki bir sınavdır; cevap, sorumluluk sahiplerinin harekete geçmeye, çocukları korumaya ve yetiştirmeye istekli olup olmamasına bağlıdır.

 

Rahmetli İbnülemin Mahmud Kemal insanın “temiz fıtratı bir erdem terbiyesiyle aydınlandıkça güzellik ve iyiliklere meyli, çirkinlik ve kötülüklerden nefreti oranında artar” der ve ekler: “İslâm insanlık âlemine bir nimettir. Her Müslüman hissesine düşen nimetten kardeşini müstefit etmeye memurdur.” O hâlde erdem terbiyesinin yeniden inşa edilmesi ve sürekli beslenmesi gerekir. Bu konuda sorumluluk almak ise ebeveynlerden başlayarak, bireyi ve toplumu yönlendiren herkese düşmektedir. Ebedî selametin tarlası olan şu âlemde her kişinin vazifesi vardır, bunu yerine getirmede gayret gösterenler sevaba nail olacağı gibi savsaklayanlar ise belaya duçar olur. O hâlde “İnsanların en hayırlısı olmak için insanların yararına hizmet etmekten başka çare yoktur. Din-i mübinin hükümlerinin muhafazasına ve bu suretle dinin maslahatlarının ıslahına önem göstermek öncelikli farzlardandır. Halkın ıslahı, Müslümanların işlerinin ıslahına dayanır. Çünkü ehl-i İslâm iyiliklerde yardımlaşmakla memurdur ve insanların faydasına hizmette bulunmakla ecir kazanır. İslâm âmmenin selametiyle sorumludur. Selamet ise İslâm’dadır.”

 

Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle…

 

Umran


  • Sayı: 382
  • Sayı: 381
  • Sayı: 380
  • Sayı: 379
  • Sayı: 378
  • Sayı: 377
  • Sayı: 376
  • Sayı: 375
  • Sayı: 374
  • Sayı: 373
  • Sayı: 372
  • Sayı: 371