291. Sayı Çıktı!

 

PÖRSÜMÜŞ DÜNYANIN KELİMELERİ

-Toplumsal Cinsiyet, Çokkültürcülük ve Hümanitas-

 

Editör                                        Kasım 2018, Sayı: 291, Sayfa: 1

 

2001 ekonomik krizini yaşayan bir Türkiye’nin yıllar sonra yeni bir ekonomik krizle karşı karşıya kalmasının
temel sebepleri yanında Türkiye’nin ana sıkıntısının ne olduğunun sorgulanması gerekmektedir. Dün Menderes,
Demirel, Özal ve Ecevit iktidarlarının karşı karşıya kaldığı ekonomik kriz ya da manipülasyonların benzeri
ile bugün Erdoğan hükümeti de karşı karşıya kalmıştır. Dolayısıyla her şeyden önce bir ateş çemberinde olan
Türkiye’de neler olduğunu anlamak için doğru dürüst bir Türkiye değerlendirmesi yapılmalıdır. Ülkenin ciddi bir
ekonomik kriz içinde kritik günlerden geçmekte olduğu sırada atılacak her adımın kırk kere düşünülmesi ve ortak
akılla karar verilmesi gerekiyor.
Geçen ayın öne çıkan tartışmaları arasında Danıştay’ın “andımız” kararı da vardı. Post-Kemalizm tartışmalarının
rafa kaldırılmasının ardından türlü halleriyle devreye giren pop Kemalizm’i tahkim etmeye matuf bir karardı
bu. Şurası son derece açık; Türkiye, doğrudan faşizme geçmediği halde, o yıllarda devlet zihniyetine egemen olan
faşizme göz kırpan zihniyeti tek partili yılların ardından da tam manasıyla tasfiye edemedi. “Andımız” meselesi
bunun en basit örneklerindendir; zira “andımız”, faşizmin oldukça revâçta olduğu ve Hitler’in iktidarı ele geçirdiği
1933’te, dönemin Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından yazılır ve mekteplerde okutulmaya başlanır. Elbette
sadece Hitler değil faşizan olan dönemin tüm ülkelerinde benzer eğilimler ve anlayışlar hâkimdi. İmparatorluk
bâkiyesi Türkiye özelinde göz ardı edilmemesi gereken nokta şurası: 1930’lu yılların faşizminin ruhu, hâlâ Anayasanın
satırlarında bir hayalet gibi dolaşmakta ve hiç kimse bu hayaleti kovamamaktadır. Bu yılların faşizmini
özleyen, toplumlarına yabancılaşan siyasi elitler ise “Efendim ne var bunda, neden rahatsız olunuyor ki?” diye
apaçık ‘ırkçı çağrı’ların yükseldiği bir metni savunmaya devam etmekteler.
Hiç şüphesiz bundan beş yıl önce uygulamadan kaldırılan “andımız” ritüelinin birden gündeme getirilmesinin
birçok sebebi olabilir. Aktüel siyasi gündem dikkate alındığında iktidar partisini güçsüzleştirmek için ittifak
halinde olduğu siyasi parti ile irtibatını zayıflatmak, hatta koparmak matuf gündeme getirilmiş olması kuvvetle
muhtemel gözüküyor. Danıştay’ın “andımız” kararı sonrasındaki tartışmaların özellikle Cumhur İttifakını, dolayısıyla
yerel seçim sonuçlarını etkileyecek kadar büyük bir sonuç üretip üretmeyeceğini önümüzdeki aylarda
göreceğiz. Elbette Cumhur İttifakı bir tarihsel bloktur, bloklar zaman zaman bir araya gelebilir zaman zamanda
ayrılabilirler, esas mesele toplumsal problemlerin çözümünde oynadığı roldür. Danıştay’ın “andımız”la ilgili kararının
en tehlikeli tarafı, yüksek yargının eski alışkanlıklarına dönme eğiliminin nüksetme tehlikesini barındırmasıdır.
Yüksek yargının eskiden olduğu gibi yerindelik denetimi yapmasına müsamaha gösterilirse bu, siyaset üstündeki
vesâyetin yolunu açan bir sürecin başlangıcı olur. Bu, yargının tekrar ‘eski Türkiye’deki haline dönmesi demektir.
Aktüel bir tartışma konusu olmanın ötesinde “andımız”, Türkiye’nin genel anlamda Tanzimat’ı takiben, özel
olarak da Cumhuriyet ile derinleşen batılılaşma/çağdaşlaşma ideali ile doğrudan ilgisi bulunmaktadır. Bir başka
söyleyişle, “andımız”ın, hem batılılaşma/çağdaşlaşma idealinin geleceğin büyükleri çocukların zihnine ve yaşayış
biçimlerine empoze edilmesi işlevi bulunmaktadır. Meseleye bu zaviyeden baktığımızda batılılaşma ile ilgisi bulunan
söylemlerin başka alanlardaki etkilerine de yakından bakılması gerekir. Mesela 19. yüzyılda rüşeym halinde
olan, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise temel sosyo-politik ve kültürel söylem üretmenin ve mücadele
alanlarının biri haline gelen gender, diğer adıyla toplumsal cinsiyet, bu bağlamda Aydınlanmanın ürettiği toplumsal
kategorilere ve toplumsal rollere muhalefeti temsil etmektedir. Ancak bu muhalefetin radikal olup olmadığı
meselesi hayli karışıktır. Öte yandan elitlerin mütemadiyen “insani” bir söylemle makyajladıkları Batı dünyası anlayışlarını
yayma iddiası, kine tahvil edilerek ödeniyor. Zira bu iddia kendisini geleneklerin, göreneklerin, âdetlerin
ve dillerin çeşitliliğinin hor görülmesi üzerine kurmuştur.
Teknik dünyanın hâkimiyetinin belirginleşmesi karşısında modern zamanın Müslümanlarının, ne ile imtihan
olduklarını sormaya başlamaları, sonradan İslâmcılık diye adlandırılan bir düşünce akımının da ortaya çıkmasına
sebep olmuştur. İslâmcılık, reaksiyondan inşa teklifine kadar geniş bir kavramsal yelpaze sunar. Bu yelpaze, ana
kaynaklara dönmeyi savunanlardan modern düşüncenin kavramlarıyla geleneğin ihyasına, teknik dünyanın iyi
yanlarının alınıp kötü yanlarının terkinden dinin esasını karartmış olan tarihsel kalıntıların modern düşünce marifetiyle
temizlenerek bu esasın gün ışığına çıkarılmasına, teknoloji eleştirisinden modern dünyaya isyana kadar
geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Bu bakımdan yeni zamanlardaki imtihanımızın çeşitli veçheleri üzerine hakiki
anlamda düşünme cehdine girmemiz gerekiyor.
Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle...
Umran

2001 ekonomik krizini yaşayan bir Türkiye’nin yıllar sonra yeni bir ekonomik krizle karşı karşıya kalmasının temel sebepleri yanında Türkiye’nin ana sıkıntısının ne olduğunun sorgulanması gerekmektedir. Dün Menderes, Demirel, Özal ve Ecevit iktidarlarının karşı karşıya kaldığı ekonomik kriz ya da manipülasyonların benzeri ile bugün Erdoğan hükümeti de karşı karşıya kalmıştır. Dolayısıyla her şeyden önce bir ateş çemberinde olan Türkiye’de neler olduğunu anlamak için doğru dürüst bir Türkiye değerlendirmesi yapılmalıdır. Ülkenin ciddi bir ekonomik kriz içinde kritik günlerden geçmekte olduğu sırada atılacak her adımın kırk kere düşünülmesi ve ortak akılla karar verilmesi gerekiyor.

Geçen ayın öne çıkan tartışmaları arasında Danıştay’ın “andımız” kararı da vardı. Post-Kemalizm tartışmalarının rafa kaldırılmasının ardından türlü halleriyle devreye giren pop Kemalizm’i tahkim etmeye matuf bir karardı bu. Şurası son derece açık; Türkiye, doğrudan faşizme geçmediği halde, o yıllarda devlet zihniyetine egemen olan faşizme göz kırpan zihniyeti tek partili yılların ardından da tam manasıyla tasfiye edemedi. “Andımız” meselesi bunun en basit örneklerindendir; zira “andımız”, faşizmin oldukça revâçta olduğu ve Hitler’in iktidarı ele geçirdiği 1933’te, dönemin Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından yazılır ve mekteplerde okutulmaya başlanır. Elbette sadece Hitler değil faşizan olan dönemin tüm ülkelerinde benzer eğilimler ve anlayışlar hâkimdi. İmparatorluk bâkiyesi Türkiye özelinde göz ardı edilmemesi gereken nokta şurası: 1930’lu yılların faşizminin ruhu, hâlâ Anayasanın satırlarında bir hayalet gibi dolaşmakta ve hiç kimse bu hayaleti kovamamaktadır. Bu yılların faşizmini özleyen, toplumlarına yabancılaşan siyasi elitler ise “Efendim ne var bunda, neden rahatsız olunuyor ki?” diye apaçık ‘ırkçı çağrı’ların yükseldiği bir metni savunmaya devam etmekteler. Hiç şüphesiz bundan beş yıl önce uygulamadan kaldırılan “andımız” ritüelinin birden gündeme getirilmesinin birçok sebebi olabilir. Aktüel siyasi gündem dikkate alındığında iktidar partisini güçsüzleştirmek için ittifak halinde olduğu siyasi parti ile irtibatını zayıflatmak, hatta koparmak matuf gündeme getirilmiş olması kuvvetle muhtemel gözüküyor. Danıştay’ın “andımız” kararı sonrasındaki tartışmaların, özellikle Cumhur İttifakını, dolayısıyla yerel seçim sonuçlarını etkileyecek kadar büyük bir sonuç üretip üretmeyeceğini önümüzdeki aylarda göreceğiz. Elbette Cumhur İttifakı bir tarihsel bloktur, bloklar zaman zaman bir araya gelebilir zaman zamanda ayrılabilirler, esas mesele toplumsal problemlerin çözümünde oynadığı roldür.

Danıştay’ın “andımız”la ilgili kararının en tehlikeli tarafı, yüksek yargının eski alışkanlıklarına dönme eğiliminin nüksetme tehlikesini barındırmasıdır. Yüksek yargının eskiden olduğu gibi yerindelik denetimi yapmasına müsamaha gösterilirse bu, siyaset üstündeki vesâyetin yolunu açan bir sürecin başlangıcı olur. Bu, yargının tekrar ‘eski Türkiye’deki haline dönmesi demektir. Aktüel bir tartışma konusu olmanın ötesinde “andımız”, Türkiye’nin genel anlamda Tanzimat’ı takiben, özel olarak da Cumhuriyet ile derinleşen batılılaşma/çağdaşlaşma ideali ile doğrudan ilgisi bulunmaktadır. Bir başka söyleyişle, “andımız”ın, hem batılılaşma/çağdaşlaşma idealinin geleceğin büyükleri çocukların zihnine ve yaşayış biçimlerine empoze edilmesi işlevi bulunmaktadır. Meseleye bu zaviyeden baktığımızda batılılaşma ile ilgisi bulunan söylemlerin başka alanlardaki etkilerine de yakından bakılması gerekir. Mesela 19. yüzyılda rüşeym halindeolan, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise temel sosyo-politik ve kültürel söylem üretmenin ve mücadele alanlarının biri haline gelen gender, diğer adıyla toplumsal cinsiyet, bu bağlamda Aydınlanmanın ürettiği toplumsal kategorilere ve toplumsal rollere muhalefeti temsil etmektedir. Ancak bu muhalefetin radikal olup olmadığı meselesi hayli karışıktır.

Öte yandan elitlerin mütemadiyen “insani” bir söylemle makyajladıkları Batı dünyası anlayışlarını yayma iddiası, kine tahvil edilerek ödeniyor. Zira bu iddia kendisini geleneklerin, göreneklerin, âdetlerin ve dillerin çeşitliliğinin hor görülmesi üzerine kurmuştur. Teknik dünyanın hâkimiyetinin belirginleşmesi karşısında modern zamanın Müslümanlarının, ne ile imtihan olduklarını sormaya başlamaları, sonradan İslâmcılık diye adlandırılan bir düşünce akımının da ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İslâmcılık, reaksiyondan inşa teklifine kadar geniş bir kavramsal yelpaze sunar. Bu yelpaze, anaCkaynaklara dönmeyi savunanlardan modern düşüncenin kavramlarıyla geleneğin ihyasına, teknik dünyanın iyi yanlarının alınıp kötü yanlarının terkinden dinin esasını karartmış olan tarihsel kalıntıların modern düşünce marifetiyle temizlenerek bu esasın gün ışığına çıkarılmasına, teknoloji eleştirisinden modern dünyaya isyana kadar geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Bu bakımdan yeni zamanlardaki imtihanımızın çeşitli veçheleri üzerine hakiki anlamda düşünme cehdine girmemiz gerekiyor.

Yeni sayımızda buluşmak temennisiyle...

Umran


  • Sayı: 291
  • Sayı: 290
  • Sayı: 289
  • Sayı: 288
  • Sayı: 287
  • Sayı: 286
  • Sayı: 285
  • Sayı: 284
  • Sayı: 283
  • Sayı: 282
  • Sayı: 281
  • Sayı: 280